bulmaca

 “Yakınların var mı bu şehirde?” dedi, cüretkar bir tonla. Şaşırdım, kulaklığından biriyle mi konuşuyor acaba yoksa ilaçların etkisiyle yine bir şeyler mi duyuyorum diye düşündüm ama kulağında kulaklık yoktu. “Uzaklarım var,” dedim soğuk bir surat ifadesiyle. 

“Nasıl yani?”

“Darmadağın olmuştuk. Savrulmuştuk. Her tarafta bir parça. Tüm hırçın dalgaların savurduğu, fırtınaların alabora edip en sonunda kıyıya fırlattığıysa, ezik, çürük, bir halta benzemeyen, adını koyamadığım bir parçaydı ve hayata benden kalan bu parçayla devam etmek zorundaydım. Her yere bu parçayla gitmek, her yerde bu parçayla kalmak zorundaydım. Ne atabilirdim bir köşeye, ne de kabullenebilirdim. Biraz daha kan kaybedip, bu geceyi de sabah etmeliydim bu parçayla. Sonra sabah olunca o küçük balkonumdan kendimi atmadığıma şükredip, bu sahile gelmeliydim ve senin bu manasız sorularını dinlemeliydim,” diyemedim tabii ona. “Var,” dedim. Kısa ve netti. 

“Uzaklardan gelmiş ve şehri ilk defa görmüş gibi bakıyorsun, o yüzden sordum,” dedi, “çekingen, iştahlı, kızgın, tepende bir soru işaretiyle… şehirden bir cevap bekler gibi.”

Geveze biri olduğu belliydi, bense suratsızken konuşmaktan nefret ederdim. Suskunluğum herkes tarafından anlaşılacak zannederdim. “Ne yapacağım şimdi der gibi bakarım bazen bu şehre,” dedim, “çünkü ne yapacağımı bilmiyorum bazen. Bu şehre yabancı olduğumdan değil, yabancılaştığımdan. Yüzlerce sokağını bilirim ezbere ama bazen yolumu bulamam, çünkü hayat bazen böyledir. Eski bir tanıdık gibi geçer giderim tüm yollardan. Bu şehirse cevap vermez, soru verir genelde. Biz sorarız, o da bir öğretmen gibi bekler biz doğru cevabı bulana kadar. Ya sen burada ne arıyorsun?”

“Hatırlamadın mı beni? Dün karşı balkonunda sana merhaba demiştim, kafanı sallayarak cevap vermiştin. Nezaketsizce.”

“Sen gerçek miydin?” Dedim, keşke olmasaydı, çünkü onu hayal sanmıştım, gerçekmiş. Karşımdaki otele Almanya’dan gelmiş, Talimhane’deki oto yedek parçacıların birinin Almanya’daki distribütöründe çalışıyormuş. “Her kargo vermeye gittiğimde çay içtiğim yerlerden biriydi,” dedim, “peki beni nasıl buldun? takip etmiş olamazsın.” 

“Tamamen tesadüf. Ben de ne yapacağım şimdi der gibi bakıyordum şehre, seni de sabah balkonunda bulmaca çözerken gördüm, çoğunu çözmüştün, belki cevabı sende vardır diye…” “Bende de cevabı yok,” dedim, “en iyisi geri dönelim, bir tek balkondaki bilmeceye cevap bulabiliyorum çünkü hayatta.” 

“Peki, dönelim. Senin balkonuna mı? Kendi balkonlarımıza mı?”

Popüler Yayınlar