Fotoğraf ve acı çekmek
Herkes ''birden nereden çıktı bu fotoğraf çekme işi?'' diye sormaya başladı. Birden çıkmadı ki, her şey yavaş yavaş oldu. Yavaş yavaş delirmiyor mu insanlar gözümüzün önünde? yavaş yavaş delirmedim mi gözünüzün önünde? Yavaş yavaş çekmeye başladım fotoğrafı da. Fotoğraflar da, fotoğrafçılar da pek yüzeysel geliyordu bana, sinema gibi. İkisinin de ortak yönü kamera sanırım, ondan. Bir şeyleri göstermektense anlatmak, yazmak daha derin gelirdi, öyle olması gerekliymiş gibi. Gerek yokmuş. Beni yazmaya iten ikinci sebep de buydu, birilerinin ''ben de böyle hissediyorum ama anlatamıyorum,'' demesi. Kendi duygularımı türkçeye çevirirken birilerinin duygularına da tercüman olmuş olmam. Bu bazen bir kişi de olsa, bazen üç kişi de. Azız ama olsun, hepimiz deliyiz. Fotoğrafsa o kadar da yüzeysel değilmiş. Birinin çektiğim fotoğrafı cep telefonuna duvar kağıdı yapması, başka birinin çektiğim sokağı görünce o sokaktaki bir evde olan anılarını hatırladığı için bana teşekkür etmesi, başka birinin fotoğrafını çekmemi isterken ''senin gözünü seviyorum,'' demesi. Evet, gözünü seviyorum cümlesine çok takıldım. İyi fotoğraf çekiyorsun değil, gözünü seviyorum. Ne müthiş iltifat ama Ahmet abiden. Madem fotoğraf çekmekle de insanlara bir şekilde dokunabiliyorum, insan olmanın ortak acısını, hüznünü, sevincini onlarla bir şekilde paylaşabiliyorum, o zaman fotoğraf da iyidir. O kadar acı çekmişim, fotoğraf mı çekemeyeceğim? Yabancı evlerin tanıdık kitapları gibi, aynı raflardayız, tozluyuz, kapağımızı açıp okunmayız ama buradayız. Bir şeye sinirlenip kameramı parçalamazsam yürüdüğümüz yolları, bu şehrin ağladığımız sokaklarını, baktığımız martılarını, akbilimizi basıp bindiğimiz vapurlarını çekmeye devam, zaten yeni lense de o kadar para verdik, mecbur çekeceğiz. Hatta bu sıra kısa bir film çekmek düşüncesi aklımı çok tırmalıyor. Bazen ''senin neyine?'' diyorum, bazen de ''senin eksiğin mi var?'' Evet, eksiğim var, yoksa zaten bunca şeyi niye yazı ya da fotoğrafla anlatmaya çalışalım ki? Tam olsak ne işimiz olur insanın varoluşsal sancılarını edebiyatla, sanatla anlamlandırmayla? Eksiğiz, bu kadar.