Sabah ağrısı, bir iç döküş

 Yine 5-10 dakikası kabusla geçen 3-4 saatlik uykudan sabah ezanıyla uyandığım ve kabusun bitmesine şükrettiğim bir sabah. Hava karanlık, sokakta otelin kapısında sigara içen resepsiyonistten, uçağına yetişmek için Beyoğlu’nun arnavut kaldırımlarında bavulunu çekiştiren bir turistten ve taksi arayan bir eskorttan başka kimsecikler yok. Bir kahve koyup, bir sigara yakıp, battaniyemi omzuma atıp balkona oturdum. Biraz türkü dinledikten sonra yeni başladığım Maud Ankaoua kitabından 20 sayfa kadar okudum. Duş alıp, hazırlanıp, çöpleri alıp evden çıktım. Çöpü attım, metroya doğru yürürken gözüm bir kaldırım taşına takıldı. Eskiden çalıştığım kargonun tam karşısında, kamyon beklerken hep sigara içtiğimiz ve varoluşsal sancılarımızı çektiğimiz o kaldırım taşına. Aynı yerde çalıştığımız, emekli olunca üst kattaki başka bir ofiste çalışmaya başlayan Hakkı dayı elinde sigara paketiyle içinden bir tane çıkarmaya çalışır bir halde indi aşağıya, “nere bakıyorsun öyle leylek,” dedi gülerek, “hiç hakkı dayı,” dedim, “dalmışım…”


Kargonun içinden İrfan abi çıktı, onun da elinde sarma tütününü koyduğu plastik sigara kutusu, “çay içiyon mu la?” dedi, “hiç özlemedim ama ver bari,” dedim. Süngerden bozma bir plastik bardakta dünyanın en berbat çayını verdi, gerçekten hiç özlememişim. Kargonun önüne oturduk, birer sigara yaktık. İrfan abi 1-2 tiktok kaydırdıktan sonra Azer Bülbül’den Borcum Bitmedi parçasını açtı. Bekar ve işçi erkekler için sabahın köründe arabesk dinlemek normal bir şeydi. Karşı kaldırıma bakıyordum, karşı kaldırımdaki muhtarlığın camına yansıyan yansımama, o zamanlardaki bana. Hakkı dayıya döndüm, “çerçeveci Cemil abiyle konuşsan da bir fiyat alsan,” dedim, “sen konuşursan çok acıtmaz bizi.” 

“Ne yapacaksın çerçeveyi?”

“Bazı fotoğraflar çektim, onları çerçeveletip satmaya çalışacağım.” 

“Bütçen ne kadar?”

“Bütçem olsa sana mı söylerim ya Hakkı dayı? Yok bütçem falan.”

“Tamam,” dedi, “çamaşır makinesini ne yaptın? Alacak mısın ikinci el bir şey?”

“Çamaşır makinesini sikeyim,” dedim. Evet, çamaşır makinesini de sikeyim gerçekten. Güldüler. 

“Belim ağrıyor artık Emir,” dedi İrfan abi, “para verseler yapılmaz bu iş ama biz para için yapıyoruz amına koyayım. Yaşım doldu da günümün dolmasını bekliyorum, bitse de gitsek.” Herkesin ağrısı farklıydı, ağrısızlığı da. Yeni bir güne başlarken her şey aynıydı. Şimdi o kaldırım taşına herkesin çok beğendiği bir balkondan bakıyorum, o balkondan daha çok mutlu olduğumu anımsıyorum o kaldırım taşında. Bir insan kaldırım taşındaki halini özler mi? Hayat. Kamyon geldi, ayağa kalktık. Karşı kaldırıma baktım, karşı kaldırımda kalmış eski ben, yine yolunda giden her şeyi yol kenarından izliyorum. Karşı kaldırımda kalmış hayat, eskide kalmış mutlu ben. Kendimi özledim. 


18 Aralık, 08:30

Beyoğlu

Popüler Yayınlar