dar
Baharda toprak yumuşarmış
bir toprağın sertliği kaldı avucumda
bir tabutun ağırlığı
kızgın olduğun biri ölünce insanın ona içi yumuşarmış
bir toprağın sertliği kaldı suratımda
bir ölünün dağınıklığı
mezara inerken toprağa tutundum
yerinden oynamadı, taş gibi sertti
mezardan çıkarken el uzatanlara burkuldum
hâlâ çıkamamışım, bu içime dertti
şimdi ne o ilk delikanlılığımda terk edilmişliğin hüznü
ne sayfiye yerinde plastik sandalyelerde
cırcır böceklerini dinlemenin umudu
hepsinden elimi çektim
bugün canım tarçınlı havuçlu kek çekti
buna çok üzüldüm
şimdi ne o rengarenk ilaçlar
ne renksiz kuru çelimsiz inançlar
ne daha az hüzünlü şeyler yazmam için intihaller
ne belki kurtulurum diye düşündüğüm intiharlar paklar beni
ne bilmediğim yerler ve ihtimaller
ne tanımadığım birinin sarılması
ne kucağımdaki boşluğu doldurur iğneler
ne o kuraklığa dayanıklı iğdeler
gölgeler yaramı
ne bir yağmur ıslatır çölde benden kalanı
ne iskelelere asılan tır lastiklerinin dayak yediği dalgalar
ne her yanaştığında duvara sıkıştıran vapurlar
vapurlara küstüm
bilmem şimdi beni hangi deniz anlar
yağmur yağdığına sevinirim
bir damla da gözümden damlar
gezerim en azından öyle gizlemeden
bir damla kondurup geçer bulutlar
daha kuruyamadığımı izlemeden
bilekler dikine kesilirmiş canımın içi
hem de hiç istemeden
vapurlar terk edermiş iskeleleri havalar bozunca
hem de hiç “biz” demeden
cenaze arabasında
“devlet artık bu cenaze işlerinde çok iyi”
diye sohbetler dönmek zorundaymış
ve aralarından birisi susmak zorundaymış
elimde bir ölüm belgesiyle koştururken
koydum iç cebime bugün ıslanmasın diye
ıslanmadı
lamelif sahaftan bir kitap aldım
cüzdanımda kendine faydası olmayan üç ellilik
sıfır fotoğraf
uzaklara daldım
koydum yine iç cebime ıslanmasın diye
ıslanmadı
yine kendim hariç her şeyi korudum
ıslandım
baktım duvarımda bir raf
herkese kitaplık dizdim de
elimde var yok otuz kitap
yüzlerce kitap sattım
bir kitaplığım bile yok
şimdi kitaplara da küssem
kitaplıkların da bundan haberi yok.