MÜTEVEF(F)A

 “Biraz yağmura yakalandım da,” dedim, cümlemin devamını beklemeden bir adım geriye atıp kapıyı iyice açtı, “içeri girsene,” dedi. Sırf yağmurda ıslandığımız için bile bize açılacağını bildiğimiz, içeriye buyur edileceğimiz kapılar iyi ki var diye geçirdim içimden. Çünkü mesele hiçbir zaman yağmura yakalanmak değildi. 

Mezara indim, babamı uzattılar, tuttum, babamı yatırdım. Elimi uzattım mezardan çıkmak için, tutmadılar, “çıkma,” dediler, “sen zaten öleli yıllar olmadı mı? Bir ölü olarak yaşayacağına, artık ait olduğun yerde kal.” Babamın ayaklarının dibine çöktüm, iki kürekle aynı anda toprak attılar, bir kürek daha, bir kürek daha… bir kürek daha atacakken tuttum bileğinden, bileğini kırmak istercesine.

“Korkuttum mu?” Dedi, “bileğim acıyor... 

“Özür dilerim, ben…”

“Koltukta uyumuşsun, üstünü örtüyordum.”

“Kabus görüyordum,” dedim, “üzerime toprak atıyorlardı,” diyemedim.


“Geçti… Büyükçekmece’de kim var?”


“Ne Büyükçekmece’si?”


“Çok sayıkladın. Ne işin var Büyükçekmece’de orası çok uzak dedin. Orda bir yakının mı var?”


“Uzağım var.”


“nasıl yani?” 


“Siktir et.”


“Babamı Küçükçekmece Mezarlıklar Müdürlüğü’ne götürdüm, orada yıkadılar, kefenlediler, oradan aldım cenazesini, sen oraya yakındın, gelmedin. Ben baban hastayken de, öldüğünde de senin yanındaydım. Sen Büyükçekmece’den Küçükçekmece’ye bile gelmedin diyip durdun. Kim var orada senin bu kadar kabuslarına giren?


“Siktir et, rüyaydı sadece.”


“İnsanın,” dedi, “bu kadar kabusu görebilmesi için hepsinin tek tek gerçeğini de görmüş olması lazım. Rüyalar görmediklerimizden, kabuslar gördüklerimizden… al şu suyu, geçti.”


Doğruldum. Edebiyatta ve sinemada sadece koltukta yatan mutsuz karakterlere benzemiştim ama onlar gerçek değildi, ben gerçektim. Yatakta yatmak daha dirliği düzenliği gösterdiğindendir sanırım, hiçbir zaman yatakta yatamıyordum. Koltukta ya da oturduğum masada sızıp kalıyordum. Nihayetinde en iyi uyku, piç uyku… Pencereden baktım, Tophane yine cıvıl cıvıldı. Masumiyet Müzesi’ne gitmek için elinde kitapla dolaşanlar, Beyoğlu’nu turlayan yerli ve yabancı turistler ve çekçekleriyle dolaşan kâğıtçılar, hepsi dışarıdaydı. Telefona baktım, haber sitesinin aynı boktan gündem bildirimini gördüm; “Açlık grevindeki madencilere biber gazı!”

Boktan günler, boktan gündemler… “Ben derse iniyorum, sen de gel yoga yapar biraz açılırsın,” dedi, gülümsedim, “daha halı sahanın yorgunluğunu atamadım sana kolay gelsin,” dedim. 

“Çıkarken anahtarı kapının ağzında unutma, bir de son bir soru; Büyükçekmece’de kim var?”

“Yıllar oldu,” dedim, “bazen yıllar olur…”


Eve yine bir torba kitapla döneceğimi bildiğimden sırt çantama bez torba koyup evden çıktım. Boğazkesen’den İstiklal’e çıkacakken birden sağa döndüm ve Çukurcuma’dan yukarı çıkmaya başladım. Orhan Kemal Müzesi’ne gittim. Orhan Kemal’in kitaplığındaki kitapları biraz inceledikten sonra müzenin ziyaretçi defterine ilişti gözüm. Kırmızı ciltli, kalınca bir defter. Sayfalarını yavaşça geriye doğru açmaya başladım, 2025, 2024, 2023, 2022, 2021…

18 Aralık 2021 tarihli sayfayı açtım, bir iç çektim, “yıllar oldu,” dedim, “bazen yıllar olur.

Popüler Yayınlar